|
Karaburun
Yarımadası çok yakın bir tarihe kadar ulaşılması çok zor olan
bir yöre olarak kalmıştı. Bu özelliği ise köylerde yaşayan
insanların geleneklerin ve göreneklerine Anadolu’nun diğer yörelerine
nazaran bir parça daha bağlı kalmasına sebep olmuştur. Uzun yıllardan
beri süregelen ekonomik kriz her ne kadar eski tarz görkemli düğün
ve bayram kutlamalarına artık el vermiyorsa da, Karaburun Yarımadasındaki
köylerde birçok hoş ve yaşatılmasına değer gelenekler sürdürülmektedir.
Bu renkli geleneklerden birkaç örneğini veriyoruz...
Beşikten, mezara kadar...
Doğum...
Eskiden her
köyün bir veya daha fazla ebesi vardı. Bu ebeler genellikle köyün
yaşlı kadınlarından olur ve doğumlarda bebeğin dünyaya
gelmesine yardımcı olurlardı. Bebek doğduktan 7 gün sonra – ki bu
da genellikle bebeğin göbek bağının düşmesine denk gelirdi -
“Tuzlama” denilen bir tören yapılırdı. “Tuzlama”’da bebek
kaba tuzla ovulurdu. Kimisine göre “ter kokmasın” diye, kimisine göre
“beyaz tenli olsun” diye... O gün kurban kesilir ve yemekler pişirilir.
Kara kalemle bebeğin “kaşı çekilir” ve alnın ortasında nazar
değmesin diye çivit mavisiyle mavi bir leke yapılır. Bebeğin
karyolası süslenir ve bebeğe gelen hediyeler asılır. Yeni doğum
yapmış anne ise süslenir ve başına oyalı krep bağlanır.
Doğumu
yapmış olan ebe ve akrabalar bir sini etrafında pişirilen yemekten
yerler. Yemekten sonra ebe yemekte kullanılmış kaşıkları toplar ve
sininin üstüne atar. Kaşıkların düşüş tarzına göre yeni doğmuş
bebeğin kısmeti okunurdu: kaşık açık düşerse, bebeğin kısmeti
de açık olacaktır; kaşık kapalı düşerse, kısmeti de öyle
olacaktır diye inanılırdı...
Kundak...
Eskiden
yeni doğan bebeklere “kundak” yapılırdı. Çağdaş yetiştirme
prensiplerine son derece ters gelen kundak bağlamak bir sanat
gibiydi ve bu konuda en hünerli anne “taş gibi kundak” bağlayabilen
anneydi...
İlk diş...
Çocuğun
ilk dişi çıktığında, “diş buğdayı” kutlaması yapılırdı.
Yine keşkek pişirilir ve toz şeker ile nar taneleriyle süslenip eve
gelen misafirlere yedirilir.
İlk adımlar...
Çocuğun
“ayaklanması” ise yine
bir eğlenceye sebep olur. Anne oğlu ilk yürümeğe başladığında
bademlerle süslü çörekler yapar. Bu çörekler güzel güzel süslenmiş
sepetlere konulur ve anne başındaki sepetle ev ev dolaşıp, her
haneye bir dilim çörek ile şeker dağıtır.
İlk kınalar...
Kız çocukları
2-3 yaşına geldiklerinde evde bir eğlence düzenlenir ve küçük kızın
elleri ile ayaklarına kına yakılır. Eğlenceye katılan kadınlar çerez,
şeker, çiğdem, kolonya ve küçük kıza hediyeler getirirler.

Sünnet...
Erkek çocukların
sünnet edilmesi köyde üç gün süren büyük eğlencelere sebep
olur. Hazırlıklar Cuma günü köyün genç erkeklerinden oluşturulan
“Oduncular” ekibinin yanına yiyecek ve rakı verilerek, düğün
yemekleri pişirebilmek için gerekli odunu bulmaya gitmeleriyle başlar.
Oduncular odunu toplamaya gittikleri yerde, eğlenerek yerler ve içerler.
Odunları sünnet evine getirdiklerinde ise her Oduncu’ya bir mendil
verilir. Evdeki kadınlar bu sefer düğün yemeğinin hazırlığına
başlayıp, keşkek, pilav ile nohutlu et pişirirler.
Ertesi gün,
Cumartesi günü ise eve gelen ve yanlarına hediyeler getiren
misafirlere yemek veriler. Akşamleyin kına gecesi düzenlenir ve
askerlikte güzel silah tutsun diye, sünnet edilecek oğlan çucuğunun
sağ elinin baş ile işaret parmağına kına yakılır. Bu arada sünnet
çocuğun karyolası gelen hediyelerle süslenir.
Pazar sabahı
sünnetçi gelir ve çocuk ata bindirilip davul ve zurna eşliğinde bütün
köyde gezdirilir. İkindi namazından sonra çocuk sünnet edilir. Sünnet
ederken “Bak.. bak tavanda fare geziyor” diye çocuğun dikkatini başka
bir yere çekmeğe çalışılır. Sünnet edildikten hemen sonra tüfekler
ve silahlar atılır ve bir horoz kesilir. Kesilen horozun başı ise süslenmiş
sünnet yatağında oturan çocuğun yanına konur. Horoz eti ise köydeki
dul kadınlara verilir. Daha sonra horozun başı ile sünnet derisi
beraber toprağa gömülür ve köyün her evine yemek dağıtılır....

Askere
giderken...
Karaburun köylerinde
askere gidecek delikanlılar için “Asker davulu” yapılır. Askere
gidecek oğlanın evinde diğer kadınların yardımıyla yemekler yapılır
ve köye davulcu ile zurnacı çağrılır. Davetliler ileride oğlan
evlendiğinde çeyiz olarak kullanılacak atlet, külot, çorap, havlu
gibi hediyeler getirirler. Yemek yedikten sonra genci, yaşlısı bütün
köy erkekleri köy meydanında davul zurna eşliğinde sabaha kadar
dans ederler ve içerler. Askere gidecek oğlanın omuzlarına diğer oğlanlardan
ayırt edilebilsin diye pulla süslenmiş kırmızı bir yemeni bağlanır.
Ertesi gün
kadınlar bineceği otobüse giden oğlanın arkasından otobüse kadar
giderler ve otobüs hareket edince “akan sular gibi
gidin ve çabuk dönün” diye ibriklerden su dökerler...
Askerden
gelindiğinde...
Oğlan
askerden geleceğe yakın zaman ailesi dama kurban edilecek bir koyun bağlanır.
Askerden dönen oğlan köye vardığında evin kapısından girmeden önce
o kurban hemen kapı eşiğinde kesilir ve oğlan ancak kurbanın üstünden
geçerek eve girebilir. Kesilen kurbanın eti ise köydeki hane sayısına
göre bölünür ve kağıt içinde birer tutam kına konularak dağıtılır.
O gün yine dede sarığı, keşkek, nohutlu pilav ve helva gibi
yemekler pişirilir ve dağıtılır...
Söz
kesilince...
Kız ile oğlan
tarafı İzmir’e gidip, birbirlerine kiyafetler alırlar. Bu kıyafetler bohçaya konulur ve birbirlerine hediye edilir. Oğlan tarafı
kız tarafın evine çikolata ile bir yüzük gönderir. Arkasında bir
eğlence yapılır ve yüzükler takılır. Ertesi gün ise kız tarafı
bademli çörekle “Nişan tatlısı” yapıp oğlan tarafın evine
gider...
Nişanlanınca...
Gençler nişanlandıklarında
kız tarafın evinde duvara bir ayna ile çeyizler asılır. Kaynanaya,
yani kızın annesine, “kaynana minderi”, “kaynana seczadesi”
ile karyola takımı alınır. Müstakbel kayın pedere ise bohçalar
yapılır. Nişanda “Baş Çöreği” de yapılır. Çöreğin üstünde
bademlerle nişanlanan gençlerin adlarının baş harfi yazılır ve boş
olan kısımlar karaca otu ve susam ile süslenir. Baş Çöreğin etrafına
bir kurdele bağlanır ve kurdeleye kâğıt para tuturulur. Baş çöreği
ilk önce oğlan tarafı kız evine götürür ve bir hafta sonra kız
tarafı aynı şekilde bir çörek oğlanın evine götürür...
Evlenince...
Karaburun
Yarımadası’nda düğünler genellikle tarla ve bahçelerdeki işlerin
en az yoğun olduğu dönemde, yani Mayıs ile Eylül ayları arasında
yapılır. Düğünler önceki hazırlıklar ile sonraki ziyaretlerle
beraber aşağı yukarı bir buçuk hafta sürer.
Düğünden
bir hafta önce “Hafta kesilir”. “Hafta kesilmesi” adeta bir
geriye sayım olup, bütün düğün hazırlıklarına o gün başlanır.
Oğlan evi o gün kız evine kesilmemiş ve gelinliğin dikilecek kumaş
gönderir. Kız evinde bulunan terzi ise “bu makas kesmiyor”
diyerekten bahşiş koparır ve ancak o zaman kumaşı keser. Gelinlik
dikerken kız evinde oyun oynanır ve böylelikle düğün şenliklerine
başlanmış olunur.
O hafta içinde
kadınlar yufka açarlar, ekmek yaparlar ve “Dede Sarığı” denilen
börekler yapılır. Perşembe günü ise gelinin saçına kına yakılır.
O sırada genç kızlar “ağlaşırlar”, ellerine kına yakarlar ve
geline düğünde takacağı ile kendilerine “karanfil dizerler”.
Cuma günü
ise “Oduncular” düğün yemekleri pişirmek için gereken odunu
toplamak üzere oduna giderler. Oduna giden “Oduncular” bindikleri
at ile katırlarla ve yanlarına aldıkları tüfekler, yiyecek ve içkilerle
çok şenli bir görüntüye sebep olurlar. Cuma öğleden sonra ise oğlan
tarafından çağrılan davullar köye gelirler. Akşam üzeri odundan dönen
“Oduncuları” köye kalan son virajında tüfeklerin atılmasıyla köye
yaklaştıklarını bildirirler ve davullar onları karşılamaya
giderler. Odunu getiren “Odunculara” birer mendil verilir. Arkasından
yemek yerler ve köyün genç erkekleri eğlenirler.
Cumartesi
sabah düğün hediyeleri kız evine götürülür ve orada yemek yenir.
O sırada gelinin bulunduğu eve karanfil suyu serpilir ve “Oduncuların” getirmiş oldukları defne çalılarından yapılmış
olan “Gelin çalısı” gelinin evin bacasına sokulur. Bu arada diğer
köylerden gelen misafirler köye yaklaştıklarında davul ile zurnayla karşılanırlar.
Cumartesi
akşamı ise bütün kadınlar gelinin evinde toplanıp kına gecesini düzenlerler:
mumlar yakılır, şarkılar söylenir, oyun oynanır ve çerez yenir.
Geline gelinliği giydirilir ve yüzü kırmızı bir “serpme” ile
kapatılır. Gece saat 1’de gelinin elleri ve ayaklarına kına
yakılır. Geline yakılan kınanın içine karafil suyu ile kaynatılmış
defne yaprağından elde edilen su karıştırılır. Bu arada diğer
kadınlar ve genç kızlar gelini ve gelinin annesini ağlatmaya
çalışılır. O gece gelinin en yakın arkadaşları sabahlayarak yanında
kalırlar.
Pazar sabahı
ise saat 10 civarında gelin diğer kadınlarla beraber ve davul zurna eşliğinde
çeşmeye “kına yıkanmaya” giderler. O sırada gelin avucun içine
biraz kına alıp onu çeşmenin duvarına yapıştırır.
Eve gelindiğinde
gelin evinden “tok gitsin” diye yemek yer. Geline sırmalı bir don
ve üst ile altınla bezinmiş bir başlık ve serpme giydikten sonra
gelinin yengeleri gelirler ve “Haydi kızım, zaman geldi. Git annene
sor. Git babana sor” diye seslenirler. Gelin ise “Hepsinin iznini
aldım” diye cevap verdikten sonra ata bindirilir. Ata bindikten sonra
gelinin babası gelinin baba evinin önünde atı tutarak üç adım atar
ve atı “Haydi kızım, güle güle” diyerek kayınpedere verir.
Gelin at sırtında yeni evine doğru götürülürken ona para ve çerez
atılır. Gelin yeni kocasının evinin önüne geldiğinde, kocası onu
attan indirir ve eve girmek üzere koluna alır. Gelin ise eve girmeden
önce kapı önüne bağlanmış üç ipi koparır ve kapının üst,
alt ile iki yan tarafında olmak üzere dört parmak bal sürer. Gelin içere
girer girmez kaynanası ona yumurta kaynatıp, yedirir.
Damat evden
çıkıyor ve babası, kardeşleri ile arkadaşlarıyla oynuyor. Gelin
ise yeni geldiği evde onu yüzü serpme ile kapalı vaziyette bekler.
Sonra damat arkadaşlarıyla yatsı namazına gider. Namazdan sonra hoca
ile arkadaşları onu evine götürürler ve sırtından yumruklayarak
eve sokarlar. O sırada evde yeni damat ve geline etli ve tavuklu
dolma ile baklava yedirilir ve yeni çift odalarına çekilirler....
Ertesi
sabah kaynana kahvaltı hazırlar ve genç çiftin odasına götürür.
Yengeler de gelinin bekaretini ıspatlayan ve “nişan” olarak adlandırılan
kan lekeli çarşafı gelinin annesine götürürler. Anne de “nişanı”
getirene bahşiş verir. O gün oğlan evinde kalan misafirler kız
evinde pişen yemekleri yiyerek “sevaba girerler”.
Pazartesi
sabah ise “Duvak sabahı” diye yeni damat kayınpederin evine yemeğe
gider. Yemekte ev halkı “muzurluk” yapıp üstü kapalı duran
tabakların birine yemek yerine ya kireç ya da herhangi bir böcek veya
ayakkabı tabanı konulur. “Muzurluk” kime çıkarsa o da bahşiş
verir.
Perşembe günü
ise, damat ve gelin üç gün evde kaldıktan sonra ilk defa evden dışarıya
çıkarlar ve “Evirlik gününü” kutlarlar. O gün gelin gelinliğini
bir kez daha giyer ve süslü bir havlu ile testi ile ilk defa “suya
gider”. O gün kızın annesi evinde yemek verir ve kız ile damat kızının
annesinin elini öpmeye giderler ve yemekten sonra gelin süpürgesi,
aynası, şemsiyesi ile "Kuran-ı Kerim' i" yeni evine yollanırlar...
Son
nefeste...
Ölümünden
7. akşam ölü evine gidilir ve "Yasin" okunur. Gidenler ölü
evine yemek götürürler. Gelenlere para ve yemeni verilir.
Bazı
mezarlıklarda ve özellikle genç yaşta vefat edenlerin mezarına
bayramlarda mersin çallıları veya çiçek konur.
DİĞER GELENEKLERİMİZ....
Hıdrellez...
Her Mayıs’ın
altısında Karaburun Köylerinde yaz mevsiminin başlamasını
simgeleyen “Hıdrellez” bayramı kutlanır. Hıdrellez Bayramına
İzmir’e göç etmiş olan akrabalar ve çocuklar da gelirler. Kadınlar
keşkek, nohutlu pilav ile sündürme pişirirler. Kadınlar toplanırlar
ve “maltavar” adını verdikleri, ağzını papatya ile süsledikleri
bir çömleği üstüne kırmızı bir örtü ile örterek bir gül ağacın
dibine koyarlar. Köydeki kızlar ve kadınlar “maltavarın” içine
kendilerine ait bir düğme, toka vs. gibi bir eşyayı atarlar. Sonra
maniler eşliğinde çömleğe atılanlar çekilip eğlenilir. O sırada
köyün en büyük çınar ağacına sallıncaklar kurulur ve “uzun ömür
olsun” diye sallıncaklarda sallanılır.
Erkekler ise köy meydanında veya köyün en büyük çeşmesinin
yanında davul zurna eşliğinde sabaha kadar oynarlar ve içerler.
Kırkım...
Her yılın
haziran ayında keçi sürüleri bir ağılın içine toplanır ve sıcak
yaz aylarından evvel kılları kırpılır.
Bu kıllar yörük çadır bezi yapan firmalara satılır. Kırkımda
keçiler kesilir, pilavlar pişirilir...
Sarpıncık
köyüne has...
... çok hoş
bir gelenek var: her Ramazan ayının son gecesinde bütün yıl boyunca
verilen adak sözlerinin adakları köylüler tarafından Sarpıncık
Camiinin altında bulunan ocak yerine getirilir. Kadınlar getirilen
adaklarla bütün gece boyunca beraberce yemek pişirirler. Ramazanın
sonunu simgeleyen Şeker Bayramın ilk sabah yemeğinde ise Sarpıncık’ta
oturan bütün köylüler, zengin fakir gözetmeksizin böylece aynı
yemeği paylaşırlar...

Kırmızı
şalvar...
Karaburun köylerinde
evli ile evli olmayan kadınları birbirlerinden ayırtetmek çok kolay,
çünkü gelinler ile evli olan kadınlar daima tamamıyla kırmızı
veya kırmızı tonların ağırlıklı olduğu şalvarlar giyerler. Kadının
yaşı ilerledikçe ve özellikle ilk kız çocuğu evlendirildikten
sonra kırmızı yerine “vişne çürüğü” rengi yer alır. Genç
bekâr kızlar ile “sönmüş” yani menopoza girmiş kadınlar ise
koyu renkler giyerler.
Nazar...
Birçok
evin pencere ve kapı kenarları mavi boya ile boyanmıştır. Eski bir
inanışa göre bu civit mavisi rengi eve kötü ruhların girmesine
mani olurmuş...
Yine evlerin iç tarafında ve pencere kenarlarında süs bitkilerine
nazarlık olarak boş yumurta kabuğu konulur...
|